Bir Girişimcinin Girişim İzi

08/Kas/2012

ABD Başkanı Barack Obama bulunduğumuz yüzyılı “Girişimcilik Yüzyılı” olarak ilan etti. Başta Amerika olmak üzere gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülke, teşviklerini “Girişimcilik” alanına kaydırdı ve bu alandaki teşvikleri arttırdı.

Doğal olarak “Girişimcilik“e olan ilgi alaka, fikri olan herkesin hevesi/iştahı yükselmeye başladı. Seri Girişimci (serial entrepreneurship, bakınız: Alphan Manas) unvanı dahi kullanılmaya başlandı. İrili ufaklı hemen herkes girişimlerde bulunmaya, hayalleri/hedefleri peşinden var gücüyle birçok riski üstlenerek koşmaya başladı. Haliyle “Girişimcilik” trend unvan oldu.

Trend unvan olmaktan öteye de geçti; Girişimcilik Eğitmenliği. Nereden çıktı demeyin, olması kaçınılmazdı. Bugün hemen herkes bir işlere girişirken, böylesine cadı kazanı iş dünyasında elde edilen tatlı, tuzlu ve acı deneyimler, anlatılırken bal misali hoş bir tat bırakıyor damaklarda. Çok iyi birşey mi? Kötü olmadığını, aksine faydalı olduğunu düşünüyorum. Deneyim eşsizdir, parmak izlerimiz misali. Girişimcinin de girişim izi bence nevi şahsına münhasırdır.

İyiye daha yakın olması için gerekenler ise; metodolojiyi bilmek, öğrenme psikolojisi ve girişimci psikolojisinden anlamak, birçok girişimcinin deneyimlerini gözlemlemek, girişimci networküne sahip olmak, teorik bir süzgeçten de geçmek ve belki de en önemlisi etkili sunum becerilerine, iletişim ve beden diline sahip olmak. Bu parametrelerden az ya da çok nasiplenen girişimcilerin eğitimleri çok daha iyi, nitelikli ve vizyoner oluyor.

Benim girişimci izlerim ise şöyle; daha ilk okul öncesinde (80’lerin ortası) o dönemlerin meşhur minik işi çekiliş yapmaktı. Baba sermayesi ile alınan bakkaldan abur cuburları çekiliş kağıdı çektirerek satardık, satılanlardan para kazanır, satılmayanlarla da ziyafet yapılırdı :)

Ne öğrendim: sermaye akınca satış baskısı hissetmiyorsun, “bir sana bir bana” misali.

Daha sonra mahallede bilez (misket) oynayıp yutmadığım kişi kalmamıştı. Sonrası tahmin ettiğiniz gibi; bilez ticareti. Alın teri diyebiliriz :)

Ne öğrendim: kazanmak zor zanaat. Kaybetme endişesi ve kazanma baskısı geliştirici ancak zorluydu. King olunca ise işin kurallarını koyma ve piyasayı silip süpürme keyif verici olsa da sonrası bayattı. Oyuncu kalmaması ve olduğun yerde kalmak. (İş hayatı da böyle, tekelleşirseniz yenilik, gelişim ve keyif zamanı biter, bayatlarsınız.)

3 nesil üstten kalma konfeksiyon dükkanlarımız vardı. Dede, baba, amca, dükkanlarında takım elbise, şapka, okul elbiseleri satıyor. Ben terziciydim. Ayak işleri ve paçası kısalacak, daralacak pantolonları son sürat yetiştirirdim terziye. Büyüklerin içinde işe yarıyor olmak çok hoşuma gidiyordu. Aynı kıyafetlerin satıldığı 3 ayrı dükkandaki farklı disiplinleri, satış çabalarını gözlemledim. Küçük olmama rağmen büyük işler yapma arzusuyla çok yakın gözlemlerdim.

Ne öğrendim: dedemin disiplini, tasarrufcu olması, özen ve ilgisi büyük artı iken yeniliğe kapalı olmasının eksi etkilerini, bir çaba harcanmadan oturulan yerden para kazanma devrinin sonlanmaya başladığını, bir işletmenin erken açılması gerektiğini, aile şirketlerindeki temel sorunları, haketmenin ve kazanmanın feyzini, kaybetmenin ve iflasın hayal kırıklıklarını… En öz hali bu, dahası uzun..

Lise sonrası esnaflık yaptım ve sonrasında bir reklam ajansı kurdum. Üniversite okumak için para kazanmak mecburiyetindeydim. Henüz 18’imde iken, ağırlıkla matbaa ve promosyon ürünlerinin tasarımı, baskı ve teslimi ile ilgili bir iş. Şuanda bu işletme 12 yaşında. Benim de ilk göz ağrım. Ankara’dan, Konya’ya, Bilecik, Muğla, Kütahya, İstanbul, Balıkesir, Manisa, İzmir, Bursa tüm bu şehirlere hizmet veriyor. Bu şehirlerdeki tüm bağlantıları üniversite öncesi ve boyunca şirketin patronu, satış pazarlama müdürü, tahsilatçısı, hamalı herşeyi olan tek kişi olarak ben yaptım. Şuanda bunu yapan 4 farklı kişi var, ki ailelerine bakıyorlar, refahlarını yükseltiyorlar, işleri halen daha büyütüyorlar.

Ne öğrendim: ne istediğini bilirsen, zorunda olur ya da hissedersen, -17 derecede sırtından ter de akar, +45 derece sıcaklıkta asfalta pabucunda yapışır ancak içindeki umut ve azimle alnının teriyle, hakkınla paranı kazanırsın. Kendi paranı kazandığında daha rahat harcayabiliyormuşsun. :) Satış odaklı yaşamak şartmış. İkna etmek zor ancak yılmazsan imkansız değil, başarabilirmişsin. Doğru ve dürüst olduğun her zaman kazanırsın; kimi zaman para kimi zaman da ömürlük dostlar. Elinde çantayla sanayi sitelerinde girmedik kapı bırakmamakta, eşya taşınan valizle 50-60 kg lik anahtarlık taşımakta utanılcak hiçbir şey olmadığını, yaşamın aslında ta kendisi olduğunu öğrendim. Çalışırsan kazanırsın, kazanırsan da yaşarsın, okursun, hayallerine bir adım daha yaklaşırsın.

2006’da Academy  ile tanıştım, eğitmenliğe geçtim. 1 yıl için de ise şirketi satın aldım. Eğitim ve danışmanlık üzerine hizmet üreten Academy 1996’da kurulmuş ve 10 yıl içinde kendi müşteri portföyünü oluşturmuş, ülkemizin önemli kurumları ile işbirlikleri yapmış, hizmetler satmış. Benimle birlikte yükselmesi için zemin hazır. Çeşitli değişiklikler ve yönelmelerle iyi işler de yaptık. Hayatımın en önemli kilometre taşlarından biri. 6 yıldır onunla yatıp onunla kalkıyorum, hayallerimi besliyor peşinden var gücümle gidiyorum. 10 kişilik bir aile Academy. Büyüme ve öncü olma isteğimiz her zamanki gibi taze ve güçlü.

Neler öğrendim: büyük işlerin büyük cesaret ve tecrübe gerektirdiğini, büyük sorumlulukların altından kalkmanın sabır, azim ve hedef ile gerçekleşeceğini, dibin de dibinin olduğunu ve hayallerinizi sorgulayarak dipten yeniden gün yüzüne çıkmayı, disiplini, “sözün uçup yazının kaldığını“, her zaman sözleşme yapılması gerektiğini, her alanda bir politika/strateji oluşturulması gerektiğini, kaybetmemek için -ne erken ne geç- zamanında güvenmeyi, profesyoneller ile çalışmayı, profesyonelce çalışmayı…  (bitmez, bitmeyecektir de…)

Teorik olarak da şuanda rakip pozisyonda bulunan iki önemli şirketten Girişimcilik Eğitimi (40 saat), Kosgeb Eğitimi (64 saat), Sabancı Üniversitesi GGP Eğitimi (110 saat) aldım. Girişimcilerin blogları güzel besin kaynağım. Kitaplar ise oldukça faydalı. Seminerler her zaman ilk tercihim.

İşte benim girişimci izlerim böyle sevgili dostlar. Yazının sonunu bulduysanız tebrikler. En uzun paylaşımlarımdan biri oldu. Çok detaya girmek istemedim, keyifle okumuşsunuzdur umarım. Çok daha fazlası 1 yıl içinde çıkartmayı planladığım kitapta ve bu süre zarfındaki eğitimlerimde. Bol girişimli, paylaşımlı bir yaşam dilerim.

Girişiminiz bol, izleriniz ise kalıcı olsun…

NOT: Başlık, “Karbon Ayak İzi”nden esinlenilmiştir :)

Bir Cevap Yazın

E-Bülten Kayıt

Yeni yazılarımdan haberdar olun